Uzun süre sonra günlük yazı yazıyorum. Bunun sebebi günlerim öyle dolu dolu, a şurayı da gezeyim, burda da bu varmış şeklinde geçmiyor. Ağır ağır, keyfini çıkara çıkara geziyorum. Yazdığım haftalık bültenler, o hafta yaptığım tüm aktiviteyi içeriyor. Ama 21 Temmuz günü başlı başına bir yazı olmayı haketti. Buyurun.

Facebook grubunda paylaştığım üzere Pakse’ye çift kişilik yataklı gece otobüsü ile gelmiştim. Otobüs iç tasarım olarak ‘Çin Kerhanesi’ akımına kapılmış, müthiş bir estetikte dizayn edilmiş. Belki de birşeye tepki olarak da doğmuştur, tam bilmiyorum. Otobüs uzmanı değilim.

Yataklı otobüs

Sabah 7’de Pakse’de iniyorum. Şehir, Güney Laos’un kesişme noktası konumunda, o yüzden 3 tane otogar var. Neyse ki bizi merkeze yakın bir otogarda bırakıyorlar. Birkaç otel gezdikten sonra, içime sinen bir otelde oda tutuyorum. Kahvaltı için gidebilebileceğim yerlere bakıyorum. Şehir genelinde lokanta ve kafeler plastik sandalye ve masa seviyesinde. Bir lokantada pilav yiyorum.

Pakse Laos
Paske’nin merkezi bu şekilde

Pakse’de konaklamak istememin sebebi şehrin 30-40 km dışında birçok şelalenin, kahve tarlasının olması. Uzun süre sonra tekrar doğa ile iç içe olma fikri çok hoşuma gidiyor, özlediğimin farkındayım. Bir motosiklet kiralıyorum.

Bu arada Laos’ta yağışlı sezon Mayıs sonu gibi başlıyor. Hani şu muson yağmuru dediklerinden. Son 10 yıl içinde Malezya ve Tayland’a birkaç sefer gitmiştim. Hiçbir zaman, yağışlı sezon mu? kuru sezon mu? diye bakmadım. Günde birkaç saat yağmur yağıyor, sonra herşey normala dönüyordu. Ama Laos’un yağışlı sezonu suratıma tokat gibi çarptı. Sürekli yağmur yağıyor. Lütfedip birkaç saat ara veriyor, sonra tekrar yağıyor. Böyle olduğunda da bir yere gezmeye gidemiyorsunuz.

Altıma bir şort giydim, üstüme tişört ve ince bir mont. Yağmurluk çantamda. Motosikleti kiraladığımda yağmur yağmıyordu. Haydi hayırlısı deyip, 38 km uzaklıkta bulunan Thad Fane’e doğru yola koyuldum. İnternette gördüğüm fotoğraflar emsali görülmemiş güzellikteydi. Hazır oraya kadar gitmişken Thad Fane’in 2 km uzağındaki Tad Yuang Şelalesine de uğramak istiyordum. Sonrada yerel kahve çekirdeklerinden demlenmiş güzel bir kahve içip, keyif yaparım diyordum. Teoride herşey mükemmel.

Telefondaki harita uygulamasında şelalelerin yerlerini işaretledim ve yola koyuldum. 5 dakika sonra beklenen gerçek ile karşılaşıyorum, yağmur başlıyor. Sağa çekip yağmurluğumu giyiyorum. Cebimdeki cüzdanı çantama koyuyorum. Çantamın üzerinde yağmurluğu giydiğimden bundan sonrası için çantamdan birşey almak istediğimde yağmurluğu da çıkarmam gerekecek. Yol üzerinde telefonun haritasına bakmak durumunda kalacağım için telefonu yağmurluğun cebine koyuyorum. Koşullara adapte olduktan sonra tekrar yola koyuluyorum. Yağmur ile birlikte bir yola sis de çöküyor. Yağmur da durur mu, bir süre sonra o da şiddetini arttırıyor. Gözlüklerim yağmur damlaları kaplı. Sis var. Görüş mesafem berbat. Yoldaki taşıtları yalnızca ışıklarından seçebiliyorum. Bir de şöyle bir durum var. Asfaltta bir çok çukur oluşmuş. Ama yağmurla birlikte bu çukurlar su dolduğundan, bu koşullarda onları fark edebilmem çok mümkün olmuyor. Görüş mesafem zaten 2 metre falan. Her çukura girip çıktığımda popom koltuğun üzerinde yer değiştiriyor. Gözlüğümdeki yağmur damlalarından aynalarda ve göstergede de mevcut. Aynalar zaten iptal, arka taraf ile bağlantım kopuk. Biri kornaya bastığında kenara geçiyorum. Göstergeyi okuyabilmek içinse 15 cm mesafeden bakmam gerekiyor. Sırılsıklam olmuş vaziyette, bu şekilde 40 dakika kadar gidiyorum. 40. dakikaya doğru, ‘bu yağmurda motosiklet mu sürülür, gerizekalı Samet, şelalene de, sana da. Madem şelale görmek istiyorsun, katılsaydın bir tura’ şeklinde kendime iyi niyetlerimi sunuyorum.

Yoldan bir kesit
Yoldan bir kesit

Sağa çekip ne kadar yol kaldığına bakmak için telefonu cebinden çıkarıyorum. Telefonun dışında hafif bir ıslaklık var, ‘görüyor musun yağmurluğun cebinde bile telefon nemlenmiş’ diyorum kendi kendime. Sonra elimi acaba ne kadar nemlenmiş diye cebime sokunca fark ediyorum ki, cep su dolu. Ama biri gelip de cebin içine su doldurmuş gibi, Japon balığı koysam yaşar. Hemen telefona bakıyorum. Atarilerde oyun kasedini atariye takardık, televizyonda renkli renkli kareler çıkardı. Sonra kasedi üfler tekrar takardık, düzelirdi. İşte telefonun ekranında öyle kareler var. Yapacak birşey yok deyip, onu daha güvenli olan rüzgarlığın cebine koyuyorum.

Artık telefonum, dolayısıyla harita uygulamam yok. Kafamda deli sorular, ‘Ben şelaleyi nasıl bulacağım? Acaba hala yol yakınken geri mi dönsem, belki de şelaleyi geçtim. Biraz daha gideyim, belki tabela falan vardır, bulurum’ diyorum. 20 dakika daha gidiyorum, ne bir tabela görüyorum, ne de şelaleye dair bir ibare. Ha geri döndüm, ha döneceğim. Sonra sol tarafta ‘birşey birşey waterfall cafe’ diye bir kafe görüyorum. Sanırım yakınlardayım, sis de iyice kendini hissettiriyor, bu şekilde 5 dakika daha gidiyorum. Sonra olmayan görüş mesafemle sağ tarafta bir tabela görüyorum, ‘Şelale 800 metre ileride, yavaşlayın’ diyor. Voila!

Sağa dönüyor, şelale yoluna giriyorum. Ama bu şelale Thad Fane değil, onun 2 kilometre ötesindeki Tad Yuang, olsun hiç yoktan iyidir deyip biletimi alıp şelaleyi görmeye giriyorum. Yağışlı sezonda olmamız sebebiyle şelale çok kuvvetli. Ortamda inanılmaz yoğunlukta ses ve şelaleden sağa sola sıçrayan su zerreleri var. Yağmur dindiği için yağmurluğumu çıkarıp motosiklette bırakmıştım. Ama şelaleden ötürü yine de sırılsıklam oluyorum, fotoğraf makinesini çıkarmaya korkuyorum, Gopro’nun da pili çok az kalmış, pilin son demleriyle birkaç fotoğraf çekiveriyorum.

Pakse laos şelale

Şelalenin gücü karşısında saygı ile eğiliyorum, beni ıslatıyor o yüzden çok kalamıyorum. Tekrar geri motosiklete gidiyorum. Yağmurluğumu giyip, 2 kilometre geride olması gereken Thad Fane’a doğru yola koyuluyorum. Yola çıktıktan sonra göstergeden 2 kilometre sayıyorum, ve gerçekten de sağa dönen bir yol var, hatta tabela da varmış ama gözlük muhalefeti sebebiyle görebilmem pek mümkün değil.

Bilet parasını verip heyecanla gözlem noktasına gidiyorum. Görmesek de, gitmesek de, şelale orada bir yerde. Ancak öyle bir sis çökmüş ki, görebildiğim tek şey alabildiğine beyaz bir bulut. Sesini duyuyorum, çok yakınız ama hiçbir şey görünmüyor. Madem niye bilet satıyorsunuz vicdansızlar diye söyleniyorum. Normal zamanda Thad Fane aşağıdaki gibi görünüyor, bilgi olsun diye Google’dan bulup bir resim koydum, çok güzel değil mi?

Tad fane paske

Benim gördüğüm görüntü ise, sağda solda duran ağaçlar aynen kalsın, onun dışındaki herşey beyaz, öyle düşünün.

Bu arada yağmur da iyice şiddetini arttırdı, sis de yoğunlaştı. Yine kendime iyi niyetlerimi sunuyorum. Bir an önce otele dönüp sıcak bir duş almak istiyorum. Yolun dönüş tarafı daha düzgün, çok fazla çukur yok. Yol da boş olunca biraz daha süratli gidiyorum. Üstüm ıslak, gelen rüzgar ile birlikte biraz üşüyorum. Sıcak duş hayallerim daha baskın hale geliyor. Yaklaşık 10 dakika boyunca üşüyerek gittikten sonra yağmur diniyor, rüzgarı artık sıcak hissetmeye başlıyorum, çok iyi geliyor. Hava açıyor. Tekrar şelaleye dönsem mi acaba diye düşünüyorum, ama şelaledeki sis çok öyle kalkacak gibi değildi. Gözlüğümdeki yağmur damlaları da kuruyunca yollar benim oluyor. Süratli bir şekilde Pakse’ye doğru ilerliyorum.

Önümde bir yol ayrımı var, hiç bir tabela yok. Birine sapıyorum. Şöyle bir problem var. Telefondaki harita uygulaması olmadan ben bir hiçim. Pakse’ye sabah geldim, şehri hiç gezmeden öğleden önce motosikleti kiralayıp yollara düştüm. ‘Ben otelimi nasıl bulacağım?’

Sanayi tesislerinin arasından geçiyorum, ama hiç tanıdık gelmiyorlar. Acaba diğer sapaktan mı gitmem lazımdı? diye düşünüyorum. Sonra emin oluyorum, buralar hiç tanıdık değil, kesin diğer taraftan gitmem lazımdı. İleride sağa dönüş var, oradan dönmeye niyet etmişken tabelada Pakse’yi düz ok ile gösteriyor. Tabelaya uyayım madem deyip düz devam ediyorum. 10 dakika içinde şehrin trafiği ile karşılaşıyorum. Ama otelimi bulabilmek için baz alabileceğim hiçbir yer yok. 20 dakika boyunca bir sağa bir sola dolanıp duruyorum.

Pakse köprü
Bana flashback yaşatan köprüden Pakse manzarası

Derken önüme bir köprü geliyor. Şundan eminim ki hiç köprü geçmedim, o yüzden köprüye gelmeden sağa dönüyorum. Oralarda da biraz turluyorum, ama otel yok. ‘Muhtemelen yolun yanlış tarafındayım’ diye düşünüp tekrar anayola çıkıp, yolun karşısına geçmek niyetindeyim. Yola gelince fark ediyorum ki karşıya geçiş yok, tek yön köprü. Şahtı şahbaz oldu. Köprüde giderken birden ampul yanıyor. Şehir girişinde buradan otobüsle geçmiştik. Köprüyü geçtikten sonra u dönüş yapıp tekrar köprüye gidiyorum. Otobüs köprüden sonra sağa dönmüştü. Ben de öyle yapıyorum. Önce otogarı buluyorum, sonra otogardan tuttuğum otele kadar ağır ağır gidiyorum. Nihayet oteldeyim 🙂

Nalin Guesthouse pakse
Kaldığım otel

Islak üstümü çıkardığımda fark ediyorum ki, herşeyimi yıkamaya verdim ve giyecek kuru birşeyim kalmamış. Gözüme yüzme şortumu ve kurumsal tişörtümü kestiriyorum, ‘altı kaval, üstü şeşhane’ dediklerinden. Ama önce duş:)

Sonra yatağa bir uzanıyorum canım kalmak istemiyor. Ama kalkıp birşeyler yemem, ve telefonun ıslaklığını alsın diye pirinç almam lazım. Tripadvisor’da bir pizzacı ile ilgili güzel yorumlar var, oraya gidiyorum yemek için. Pizzası güzel. Sonra otelin etrafındaki bakkallara giriyorum ama hiçbirinde pirinç yok. Hazır noodlelar var, karidesli, wasabi soslu 🙂

Otele dönüp, oteldeki kıza ‘nereden pirinç alabilirim?’ diye sordum. ‘Yemek için mi?’ dedi. ‘Yok pişmemiş pirinç lazım’ diye cevapladım. İleride solda bir market var orada bulabilirsin dedi. Marketi buluyorum, ama en küçük pirinç 5 kg, daha küçük paket kalmamış. Tabi ki almadan çıkıyorum. Sonra aklıma otogardan gelirken gördüğüm semt pazarı geldi. O tip yerlerde açıkta pirinç satılabiliyor. Otogar istikametinde yürüyerek pazarı buldum. Deterjancı, şampuancı, meyveci derken pirinççiyi buldum. 1 kg’lık paketler varmış, bir tane aldım.

Pakse pirinç satılan yer
Pirinci buradan aldım

Otele dönüp telefonu pirince yatırdım, şimdi orada dinleniyor.

Üşüttüğümden herhalde, üzerimde bir yorgunluk var, odadan çıkasım yok. Akşam 9 gibi birşeyler yemeye çıkıyorum, dönünce de yatıyorum. Bu da böyle bir gün oldu.


#102 Pakse (21.07.17)

Konaklama: 80.000 LAK (35 TL)

Yiyecek/İçecek: 116.000 LAK (51 TL)

Ulaşım: 90.000 LAK (39 TL)

Giriş ücretleri: 20.000 LAK (9 TL)

Diğer: 20.000 LAK (9 TL)

Toplam: 326.000 LAK (142 TL)


Fotoğraf kaynakları: Tad Fane

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here