Birkaç gündür aklımda olan ‘artık Ubud’dan ayrılmam gerek, yeter bu kadar’ fikri nihayet gerçeğe dönüşüyor. Bali’de toplu taşıma yok denecek kadar az. Adanın otogarı, havaalanının da bulunduğu Denpasar şehrinde. Ubud’dan Otogara toplu taşıma yok. Taksi ile gitmem gerek. Ubud’da taksilerde taksimetre yok 🙂 birkaç bilinmeyenli bir denklem.

Sıradaki hedef Ijen Dağına tırmanmak. Fotoğraflarına bakar bakar, hep özenirdim. Gölün turkuazı ve sülfürün sarısı bir arada bu kadar mı güzel durur. Ijen için en mantıklı konaklanacak yer Banyuwangi olarak duruyor. Hem Bali’den Java’ya geçtikten sonra limana 10 kilometre uzaklıkta. İstikamet Banyuwangi.

Ijen Krateri – hayaller!

Uber’den onay kısa mesajını alamadığımdan, fiyatı göreli uygun olan Uber’i kullanamıyorum. Tuğçe, bir sohbetimiz esnasında, korsan taksiye ihtiyacın olursa, tanıdık biri var demişti ve birden kendimi Tuğçe ve korsan taksici ile aynı facebook sohbet grubunda bulmuştum. O gün istediği fiyat bana biraz yüksek gelmişti (Uber’in 2 katı). Teşekkür edip, sokaktaki adamlara sormak istedim. Adamların fiyat aralığı 200k ile 300k arası değişiyor. Tuğçenin arkadaşı Kadek ise 150k istemişti. Sabah Kadek’e yazıyorum, “saat 10’da beni alır mısın?”. Başka birisini bir yere götürdüğünü, benim için uygunsa 12’de otelde olabileceğini söylüyor. Tamam diyorum. 12:30’da Kadek geliyor ve otogara doğru yola çıkıyoruz. Yolda tekrar şahit oluyorum, motosiklet ve araba sürücüleri manyak. Tuğçe Bali’den ayrılalı 2 yıl geçmiş, ama burada anısı hala yaşatılıyor 🙂 Yolda trafikten, Bali’den ve Tuğçe’den konuşup 20 kilometrelik yolu bir saatte alıyoruz. İndiye bindiye hiç gelemem, parası neyse verip direk Banyuwangi otobüsüne bilet alayım düşüncesiyle otogara giriyorum. Akça pakça çocuğum, sırtımda çantalarım, tam bir turist. Beni göre otogar Balilileri durur mu, hemen etrafımı sarıyorlar. Teşekkür edip uzaklaşıyorum, Sıcak kanlı insanlar bazısı fiziksel temasta da bulunuyor, çek elini deyip kızıyorum. Sonra bir tanesi Banyuwangi otobüsü için şuraya gideceksin, gel diyor, takılıyorum peşine. Beni otobüsün önüne getiriyor. Üzerinde “Banyu.gi” yazıyor, muhtemelen budur diyorum, o kadar da dolandırıcı değillerdir 🙂 Fiyatları gelmeden araştırmıştım, soruyorum makul bir fiyat veriyorlar, ki biletlerin üzerinde de fiyatı zaten yazıyor. Buraya kadar dolandırılmadım. ‘Otobüs kaçta?’ diye soruyorum. Bey amca ‘saat 4’te’ diyor. Yani 2,5 saat sonra. Daha çok var, o kadar bekleyemem. Kararsızlığımı fark eden amca istersen Gilimanuk’a kadar minibüsle gidip ordan feribota binersin, hem daha ucuza geliyor diyor. Tamam deyip onun da peşine takılıyorum.

Minibüs 15 dakika sonra kalkacak, yol 120 kilometre. Minibüse benimle birlikte amca da biniyor. Teşekkür ediyorum, akabinde aramızda şöyle bir diyalog geçiyor.

-Muavin İngilizce bilmediğinden sen parayı bana ver.

-Olmaz, araç hareket etmeden vermem.

-Anlaşamazsınız, ben şoföre vericem zaten

-Buyur para, bilet verecek misin?

-Bilet yok bu araçta

Sonra araçtan iniyor ve gözden kayboluyor. 30  saniye sonra, sırıtarak geliyor, ‘senin paranı şoföre verdim’ diyor. Haydi bakalım inşallah.

gilimanuk-minibus
Yağmurda su geçiren halk minibüsü

1:45’te şoför araca biniyor, ve hareket ediyoruz. Neden para verdim ki ben o adama diye düşünüyorum. Anlaşamayacak ne var, parayı vereceğim, son durakta ineceğim. Neyse çok birşey değildi düşünceleri kafamda bale yapıyor. Şoför bir benzinlikte duruyor, ve yolculardan paraları topluyor, beni es geçiyor, bu sefer de dolandırılmadım. Bu paranoyaklık çok saçma ve yorucu, ama ister istemez bu şekilde hissettiriyorlar.

İnternette yazdığı kadarıyla 120 kilometrelik yol, 3,5 saatte gidiliyormuş. ‘Çok saçma’ diye düşünüyorum. Saatte 40 km ile gitsek bile 3 saatte gidilir. Yol boyunca manzaralar inanılmaz güzel. Pirinç tarlaların hası bu yol üzerinde, Ubud’da bir avuç çeltik görünce seviniyorduk, buradakiler göz alabildiğince. Bir ara yağmur yağıyor, araç pencerelerden su alıyor. Çantamı pencere kenarına koyup, ben bir yan koltuğa geçiyorum.

Kırmızı ışıklarda minibüse açık olan kapılardan yiyecek satan adamlar biniyor. Normalde araç hareket etmeden inmelerini beklersiniz, ama onlar kendilerini gitmek istedikleri yere kadar bıraktırıyorlar. Para da vermiyorlar. İşleyen bir algoritma var ama, ben çözemedim.

bali-yiyecek-saticisi
Bir tanesinden bir paket meyve aldım, yolda iyi geldi 😉

Saat 5:30’da Feribota biniyorum. Feribot da bir karışık. Bir kapıyı açıyorum, içeride yataklar var. Burası değil herhalde benim yerim deyip çıkıyorum. Sonra koltuklar olan salona ulaşıyorum. Arkalara doğru tekrar yataklar görüyorum, sanırım isteyen yolcular yatabiliyor. Feribotta bir tur atıp Bali’ye doğru bakıyorum. Bir tarafımda Hindu Bali, diğer tarafımda Müselman Java. Biraz fotoğraf çekip öndeki koltuklardan birisine oturuyorum. Bir saatin sonunda feribottan iniyorum.

bali-java-feribot
Hava yağmurlu olmasa, burada mesut bir şekilde güneşlenen Endonezyalıları görecektik.

Banyuwangi 12 kilometre uzakta, neyse ki tren var, taksicilerle uğraşmayacağım diye düşünüyorum. Tren garına kadar yürüyorum. Görevliye ‘Banyuwangiye giden ilk trene bilet almak istiyorum’ diyorum. Ancak trene de 3 saat varmış. Teşekkür edip, gardan ayrılıyorum. Çıkışta bir dede birşeyler diyor. Motor ile ulaşım sağlıyormuş. İlk istediği fiyat yüksek, ‘dedeleri üzmeyelim’ diye düşünüp, ikinci olarak söylediği fiyata tamam diyorum. Kaskımı takıyorum, bir çantam önümde, bir çantam arkamda motora biniyorum. 15 dakika sonra Banyuwangi’deyim. Motorla gelirken endişeli gözlerle etrafı inceliyorum, burada ben aç kalırım. Her yer çok pis.

Booking’den ismini not aldığım otelin önünde bırakıyor. Otel merkeze biraz uzak. Otele giriyorum, görevli çocuk odaları gösteriyor. Tüm odalar yerin altında. Odaların üstünde bildiğin apartman var, odalara gitmek için merdiven iniyorsun. Evin bodrumunu otele çevirmişler gibi düşünün. Karıncalar yerde parti yapıyor, banyosu pis. Ben biraz daha bakayım, daha iyi bir yer bulamazsam tekrar görüşürüz deyip ayrılıyorum. Sırtta iki çanta, karnım aç, otelleri geze geze merkeze doğru dört kilometre yürüyorum. Hepsi mi pis olur. Bu oteller o puanları nasıl alıyor? muhtemelen kendilerine puan veriyorlar. Bir keresinde Sultanahmet’te, Cankurtaran Caddesinde gezerken, bir adam yanındakine şöyle derken duydum. “Sabahtan beri çalışıyorum, TripAdvisor’da bizim otele 5 tane yorum yazdım.” Sonra memlekette turizm neden gelişmiyor. Adamlar daha evrimini tamamlamamış, turizmi nasıl geliştirsinler. Bu başka bir yazının konusu, çok dertliyim. Kendi ülken dururken niye dünyayı geziyorsunculara da selam, sıra size de gelecek 😉

En sonunda göreli olarak temiz bir otel buluyorum. Aynı otelin Ijen turu da mevcutmuş. Ne kadar yorgun olsam da Ijen’e bu gece çıkıp, sonra defolup Banyuwangi’den gitmek istiyorum. Gece 1’de araç ile hareket edeceğim. Saat 8, karnımı doyurmak için Foursquare’den yer bakıyorum. 1 numarada çıkan lokanta bu, gerisini okuyucunun hayal gücüne bıraktım.

banyuwangi-lokanta

Sonra listede bir kafe görüyorum, Roxy Alışveriş Merkezinin içinde diyor. En azından avm varmış deyip yola koyuluyorum. Gittiğimde küçük bir market, kafe ve KFC üçlüsünün oluşturduğu küçük bir yapı ile karşılaşsam da, KFC olması beni sevindiriyor. Girip karnımı doyuruyorum. Otele dönüp, 2,5 saat sonra uyanmak üzere yatıyorum.

Ve gün biter, arkası yarın 😉


#24 Ubud (02.05.17)

Konaklama: 170.000 IDR (45 TL)

Yiyecek/İçecek: 150.000 IDR (40 TL)

Giriş ücretleri: 130.000 IDR (35 TL)

Diğer: 100.000 IDR (27 TL)

Toplam: 550.000 IDR (146 TL)

#25 Ubud (03.05.17)

Konaklama: 195.000 IDR (52 TL)

Yiyecek/İçecek: 85.500 IDR (23 TL)

Ulaşım: 216.000 IDR (57 TL)

Diğer: 12.000 IDR (3 TL)

Toplam: 508.500 IDR (135 TL)

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here