2017 yazarken de solda 0 var, sildiniz. Kaldı mı 217? Toplayın ne yapar? 10 yapar. 7’den 2’yi ve 1’i çıkarın ne yapar? 4. 10 ile 4’ü çarpın, 40 yapar!…

Ve BirCevelan’ın 40. günü.


40. günü en tatlı bir aktivite ile şenlendirdim. Mossy forest yürüyüşü. Daha önce 2 kez bu parkurda yürüyüp zirveye çıktım. Çamurlu, yokuşlu yol yaklaşık 2 saat sürüyordu. Yürüyüşün sonunda ise, zirvede bulunan gözlem kulesi ödül mahiyetinde unutulmaz görüntüler sunuyordu.

Tanah Rata’dan, Brinchang’a taksi ile gidiyoruz. Saat 11 gibi parkura başlayacağımız yolun başındayız. Ama ortada yol yok. En son 4 yıl önce yürümüştüm, haritadan da bakıyorum doğru yerdeyim. Ama yol yok. Biraz aşağıda çim biçen bir görevli görüyorum, ona soruyorum. Aşağı doğru 200 metre yürüyeceksiniz sonra sola döneceksiniz diyor. Biz de o yoldan geldik ve orada yol falan yoktu. Hiç inanmasam da, adamın dediği gibi geldiğimiz yöne doğru yürümeye başlıyoruz. Ormanın içine doğru giden saçma sapan birkaç ara dışında birşey yok. O gördüğümüz yerler de çok yürünecek yerler değil gibi. Aşağıda çamaşır asan başka bir adama soruyorum. Biraz daha yukarı doğru yürüyün ve sağa dönün diyor. Kafam iyice karışıyor. Israrla adama, ‘yukarı yürüyüp sağa mı döneceğim?’ diye soruyorum. Adam benimle birlikte yola kadar çıkıyor, ve nereden dönmem gerektiğini gösteriyor.

Cameron-Highlands-2

Yukarı yürürken Fabian ile karşılaşıyoruz, o da 1 no.lu yürüyüş yolunu arıyormuş. Adamın gösterdiği yola hep beraber giriyoruz 🙂 Ortada hiç bir tabela veya işaret yok. Fabian ‘ben buradan yürüdüm, ileriden tekrar anayola çıkarıyor.’ diyor. Daha mantıklı bir alternatifimiz olmadığı için yürümeye devam ediyoruz. Buralara kadar gelip de bu yolu yürüyemezsem çok üzülürüm. Neyse ki biraz ileride tabelayı görüyoruz. Eski yol güvenlik sebebiyle kapatılmış, bu yol yeni yol. 7 kilometre uzunluğunda ve yürüyüşün 4-5 saat arası süreceği yazıyor. Ağaçların üzerlerinde kırmızı işaretleri de gördüm, benden mutlusu yok. Yürümeye devam.

Orkide
Dallar üzerinde hayatlarını idame ettiren orkideler

10 dakika geçmiyor, ağaçların üzerlerindeki kırmızı boyalar artık yok. Önümüze birkaç yok alternatifi çıkıyor. Rastgele birisine giriyoruz. ‘Yolu bulamayacak mıyız? Yürüyemeyecek miyim?’ korkusu tekrar basıyor. 5 dakika kadar yürüdükten sonra kırmızı boyalı ağaçlar tekrar bizlerle 🙂 Bir şekilde doğru yola çıkmayı başarıyoruz.

Burak yürüyüş için yanına su almamış. Benim ise 500 ml. suyum var, ikimiz de onu içiyoruz. Bir saat içinde resmi olarak suyumuz tükeniyor. Burdan sonra attığımız her adım zulüm. Hava nemli, sürekli terliyoruz. Vücudumuz ara vermeksizin su ve mineral kaybediyor. Bir süre sonra arkalara kaçıyorum, Fabian önden gidiyor. Bir de yol bulma derdiyle uğraşmayıp Fabian ve Burak’ı takip ediyorum. Birkaç kez kaybolduğumuzu düşünüyoruz. Belki de gerçekten kaybolduk, çünkü yürüdüğümüz yollar çok da yol gibi değil.

Nepenthes
Bu da koca göbeğini bilumum böcek ile doyuran nepenthes

Bir keresinde Fabian ve Burak’ı çaresiz bir şekilde konuşurken görüyorum. Mevzu, gidilebilecek yol yok. Yol bir derede bitiyor. Karşıda patika yok. Dere boyunca mı yürüsek? yoksa karşıya geçip yol mu arasak? diye sesli düşünüyoruz. Dere boyunda yürüyelim, en azından dere bir yere çıkacaktır deyip, taşların üzerinden ceylan gibi seke seke yürümeye başlıyoruz. Sola doğru patika benzeri bir yol var, oraya çıkıyoruz. Biraz ileride yola devrilmiş koca bir kütük bize, ‘burası yol değil’ der gibi tüm heybeti ile duruyor. Tekrar toplanıyoruz. Dere kenarına mı inelim? diye tartışıyoruz. Kütüğün ötesine bakıyoruz, patika gibi duruyor. Üzerinden atlayıp yolumuza devam ediyoruz. Kısa bir süre sonra kırmızı boyalı ağaçları görüp yine mutlu oluyoruz.

mossy forest yürüyüşü

Yol ha bitti, ha bitecek modundayım. Telefondan haritaya bakıyorum, zirve yüksekliğindeyiz, ana yola da 100 metre uzaktayız. Sürekli bir motor sesi duyma hayali ile yürüyorum. Perişan bir halde 2 saat daha sürekli yokuş çıkıyoruz ve yokuş iniyoruz. Yol o kadar kötü bir hal alıyor ki, yürürken pabuçlarımız çamura saplanıyor, adım atarken ‘fışık’ diye ses çıkıyor. Tutunmadan inebilmek veya çıkabilmek bazı yerlerde neredeyse imkansız. Bulduğunuz agaca, sarmaşığa, köke sıkı sıkı tutunuyorsunuz.

Yola konsantre olmuşum, düşmemek için tuttuğum bir sarmaşığın etrafının diken kaplı olduğunu yaşadığım can acısı ile fark ediyorum. Avucumun içini dikenler çizmiş, küçük bir kanamam var. Ellerim çamur içinde leş gibi, temizleyebilecek suyumuz yok. Umarım enfeksiyon kapmam deyip yola devam ediyorum.

Burak ile Fabian’ı yine konuşurlarken görüyorum. Bu sefer hayırlı bir iş için, tebrikler yürüyüşü tamamladınız tabelasına hep beraber gururla bakıyoruz 🙂

Saat 11’de başladığımız yürüyüş, 15:10’te bitiyor. Zirvede gözüm gözetleme kulesini arıyor, ama yok. Muhtemelen bu yeni yol farklı bir yere çıkıyor. Eski metal gözetleme kulesinin manzarası nefes kesiciydi. Biraz moralim bozuluyor.

İleride ahşap basamaklar görüyorum, ne olduklarına dair bir bilgi yok. Ama basamaklar ağaçların içlerine doğru ilerliyor. Çıkmaya başlıyorum. Gerçekten yeni kule buymuş. Ama eskisinin sahip olduğu manzara yok. Ortam çok bulutlu olduğundan görüş mesafemiz de çok kısıtlı. Uzakta nereye baksak beyaz renk dışında birşey göremiyoruz. Bu seferlik bununla idare edeceğiz.

Zirveden manzara

Kulede biraz soluklanıyoruz. Hala su içmediğimizden Burak’ta da bende de biraz leylalık var.

Çay tarlarına 3,5 kilometre yolumuz var, bu sefer hep yokuş ineceğiz. Saat 15:40, ve hatırladığım kadarıyla, çay tarlalarına nazır kafe saat 17:00’de kapanıyordu. Acele etmeliyiz, hızlı hızlı yürüyoruz. Kafeye dönen çatrakta bulunan bir tabelada kafenin 16:30’da kapanacağı yazıyor. Saate bakıyorum, 16:31 ve bizim daha 1 kilometre yürümemiz gerek. Servis yapmayacak değiller ya, alt tarafı 10 dakika geç kalacağız diye düşünüyorum.

Cameron-Highlands-3

Kafeye ulaştığımızda kasada yazan ‘closed’ yazısı gözüme çarpsa da, görevlilere servis yapıp yapmadıklarını soruyorum. ‘Kasa kapandı’ diyolar. Karşımda şişe şişe sular bana bakıyor. Servis yapmayın, su alayım, yarın geçersiniz diyorum. İletişim de sıkıntılı, ‘kasa kapandı’ diyolar. Çaresiz durumdayım. Bu yaştan sonra hırsızlık yapmayı düşünüyorum, durumumu güzelce anlattığımda polis de beni anlar herhalde. O sırada Burak, ‘Abi şu yol üzerinde market vardı, ordan su alalım bari’ diyor. İşte duymak istediğim cümle. Koşa koşa markete gidiyoruz. Su ve bilumum içeçek alıp, hemen oracıkta içiyoruz.

Çözmemiz gereken diğer bir problem, buradan otele nasıl döneceğiz. Mesafe çok uzak, yürünmez. Ki yürünse de biz yürüyebilecek durumda değiliz. Marketteki adama soruyoruz, ‘taksi nasıl buluruz?’. ‘Ben hiç bilmiyorum ama ana yola çıkarsanız, oradan belediye otobüsleri geçiyor.’ diyor. Anayolda yaklaşık 1,5 saat yürüdük ve hiç otobüs görmedim. Bunu da bir şekilde bizim çözmemiz gerek diye düşünüyorum. O sırada adam birisine bağırıyor, sanırım kafede çalışan birisi, arabasıyla Tanah Rata’ya gidiyor. Bize dönüp, işte taksi diyor. Üçümüz de aracın arkasına inci gibi diziliyoruz. Virajlı ve çukurlu yollarda, Dr. Alban eşliğinde Tanah Rata’ya gidiyoruz.

Otele vardığımızda çamurlu pabuçlarımızı gören adam, korkudan koşa koşa dışarı çıkıp, ‘isterseniz pabuçlarınızı şu hortumla yıkayabilirsiniz’ diyor. Öyle pis bir haldeyiz.

Pabuçlara su sıktıktan sonra onları bahçede bırakıp, duşa girip kendimizi de temizliyoruz. Akşam hoşafımız çıkmış bir şekilde yemeğe çıkıyoruz. Heryerimiz ağrıyor. Günü başka hiçbir şey yapmadan sadece dinlenerek geçiriyoruz.


#40 Cameron Highlands (18.05.17)

Konaklama: 74 MYR (61 TL)

Yiyecek/İçecek: 29 MYR (24 TL)

Ulaşım: 23 MYR (19 TL)

Toplam: 125 MYR (104 TL)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here