Endonezya ile ilgili gözlemlerim, düşüncelerim, önerilerim hepsi bu yazıda. Öncelikle belirtmek isterim ki, Endonezya birçok adadan oluşan büyük bir ülke. Ben Bali’de yaklaşık 15 gün, Java’da da 10 gün kaldım. Naçizane yazacaklarım, bu süre zarfında gezdiğim şehirler baz alınarak yazılacaktır.

Hiç uzun uzun okuyamayız, özet geç diyorsanız. Endonezya’ya gideceğinize, Tayland’a, Malezya’ya falan gidin.

Balayı Adası Bali

Sörf yapıyorsanız veya dalıyorsanız Bali sizin için uygun bir yer olabilir. Ama balayına Bali’ye gitmek nedir? Lüks tatil köylerinin fiyatları uygun. Önünde özel havuzu, o biçim manzarası olan bungalov gecelik 200 TL. ‘Ben girerim tatil köyüne 5 gün çıkmam, dinlenmeye gidiyorum oraya’ diyorsanız ona da tamam.

ubud-bulten-12

Velev ki dışarı çıkmak istediniz. Fotoğraflarda çok güzel görünen o yerler, günün her saati turist kaynıyor. Komik olduğumun farkındayım, bir turist olarak turistlerden şikayet ediyorum. Şu bir gerçek ki ada, kapasitesinin çok üzerinde turist ağırlıyor. Yüksek sezonda Bali nasıl oluyordur düşünmek bile istemiyorum. Şu an Bali’de uygulanan turizm Bali’yi tüketmek üzerine kurulu, sürdürebilir değil.

Dışarı çıkarken hijyen beklentinizi de odaya kilitleyin. Zira yemek yediğiniz göreli olarak lüks olan lokantanın duvarlarında fareler, zemininde hamam böcekleri gezebilir. Yüzünü buruşturan turistler dışında kimse bu tatlı dostlara aldırış etmez.

Bali’de geçirdiğim ilk günler içim fesat, ‘Müselman Endonezya, Hindu Bali’ye kaynak ayırmıyor, o yüzden altyapı çok zayıf’ diye düşünüyordum. Yok öyle değilmiş, Java’nın da altyapısı berbatmış. Trafiğe bağlı olarak 10 kilometrelik yolu 1 saatte gidebiliyorsunuz.

ubud-bulten-2

Toplu taşıma yok gibi. Ulaşım için en mantıklı yol, kullanabiliyorsanız motosiklet kiralamak. Onun dışında Uber, Grab gibi uygulamalar var, ancak haklı olarak yerel taksicilerin bu araçlara ciddi bir tepkisi var. Bazen küçük arbedeler yaşanabiliyormuş. Balayına gelmişim, üçün beşin hesabına bakmam der, ve otelden tüm gün sizi gezdirecek bir taksi ayarlayabilirsiniz.

Oldu da şehirde yürümek istediğiniz. O kadar aşıksınız ki, yoldaki pislikleri gözünüz görmüyor, 3 metrede 1 ‘transportation, taksi’ diyen şoförleri de duymuyorsunuz. Bali’deki kaldırımlar bizdeki gibi değil. Şöyle düşünün, kaldırımların altında su kanalları var. Mazgal kapağı koyarmış gibi, betondan şeritler ile bu kanalların üzerini kapatıyorlar. Sizde şeritlerin üzerinden yürüyorsunuz. İşte bu beton şeritler zamanala kırılabiliyor, kopabiliyor, düşebiliyor. Yolda yürürken birden karşınızda, kaldırımın ortasında kara delik gibi beliriyorlar. Bir şekilde görmezseniz, ayağınız yaklaşık 1 metre aşağıda bulunan suya girecek, kaçış yok. Muhtemelen bir kırık ile sonuçlanabilecek bir hadise. ‘Ne var onda, herkes önündeki çukuru görür, üzerinden zıplar’ diyebilirsiniz. İşte bu noktada belediye, oyunu daha da zorlaştırmak için akşamları şehrin elektriğini kesebiliyor. Açılsın telefonların fenerleri.

Haftalik-bülten-4-maymun-ormanı

Diyeceğim o ki, balayına Bali’ye gitmeyin. Toskana, Yunan Adaları, Sardunya… bir sürü alternatif var. Aradan bir yıl geçsin, tüm bu söylediklerimi göz önünde bulunarak keyifle bir tatil yapabilirsiniz. Hep olumsuz şeyler yazdım, ama ben Bali’de 15 gün kaldım. Özellikle Ubud da huzur dolu, çok keyifli yerler mevcut.


Java Adası

Endonezya deyince, mutlaka gitmem gerek dediğim iki yer gözümün önünde beliriyor. Ijen Dağı ve Borobudur. İkisi de Java Adası’nda. Üstelik ülkenin başkenti Jakarta da Java’da bulunuyor. Muhtemelen uçacaksanız da uçuşunuz Jakarta’ya olacak.

borobudur-tapınağı

Java’da sırayla Banyuwangi, Yogyakarta, Bandung ve Jakarta’ya gittim. Bunlar genelde yüksek nüfuslu şehirler ve altyapıları yok. Yolda karşıdan karşıya geçmek için ‘Wipe out başlasın!’ performansı sergilemeniz lazım. Bir yaya geçidi bulduysanız kendinizi şanslı hissedebilirsiniz. Ancak o geçidin ne amaçla orada olduğunu sürücüler bilmiyor. İleri de başka bir yaya geçidi daha gördünüz, hem trafik ışıkları da var. Bir ümit gidiyorsunuz, ama ışıklar çalışmıyor. Biraz daha ileride aktif olarak çalışan bir trafik lambası gördünüz, koşa koşa karşıya geçmek için yanına gittiniz. Araçlara kırmızı, yayalara yeşil yandı. Öyle hemen geçemezsiniz. Sürücü kendisine kırmızı yandığını görse de gaza basıyor. Muhtemelen kırmızının ilk 5 saniyesinde geçmeyi kendine hak olarak görüyor. Her yerden fırlayan motosikletler var. Kaldırımda bile yanınızdan motosiklet geçebiliyor.

yogyakarta-varoşları

Kaldırım dedim ya. Kaldırımlar aktif olarak sosyal yaşamın içinde. Kaldırımlara boydan boya motosiklet, veya araç park edilebiliyor. Sokak yemeği satıcısı o kaldırıma boydan boya bez gerip, kendisine mekan yapabiliyor. İnsanlar boydan boya yere kilim serip, oturup sohbet edebiliyor. İşte bu gibi durumlarda sizin kaldırımdan yola inip, yolda yürümeniz gerekecek. Motosikletlere dikkat 😉


Kıssadan hisse

Bali ve Java özelinde konuşmak gerekirse, sanırım tekrar gitmek isteyeceğim yerler değiller (Bu fikirler bir süre sonra değişebilmekte). Özellikle Güneydoğu Asya’da birçok alternatif var.

Borobudur, ve doğal güzellikler dışında Java’da mutlaka yapmalısınız diyebileceğim birşey yok. Hiç gitmediyseniz, dediğim gibi öncelikle alternatiflere bakmakta fayda var.

Bali’ye gelirsek, özellikle Ubud’da canınız hiç sıkılmaz. Hayat zaten yavaş akıyor, bu düzen sizi de yavaşlatıyor. Tatlı bir dinginlik hali. Kendilerine has kültürleri, inanışları var. Bu zenginlik bile başlı başına görülmeye değer.

ubud-banyo-tapınak

Bali ve Java’da güvenlik problemi yok, ama Sumatra’nın daha karışık olduğunu duydum. Ziyaret etmek istediğiniz ada özelinde araştırma yapmak iyi olacaktır.

Turizm ile direkt olarak ilgili olmayan yerel halk temiz insanlar. Dil bariyeri problem, halk çok fazla İngilizce bilmiyor. Turizm ile ilgili hizmet sektöründe çalışan esnaf, maliyetileri sıvı sabuna su karıştırarak düşürebilme derdinde. Mesela kıyafetlerimi öğlen yıkamaya verdim, yarın öğleden sonra alabilirsiniz dediler. Yarın sabahtan almam lazım, giyecek kıyafetim yok deyince tamam dediler. Sabah gittim, hazır değil, öğleden sonra alabilirsiniz dediler.

Daha ilginç bir hadise Banyung’da başıma geldi. Bir lokantaya gittim, tasarımı modern, temiz, tatlı bir yerdi. Sabah saat 10 olduğundan benim dışımda bir masada oturanlar vardı. Ben de boş bir yere oturdum, servis görevlisi bayan menüyü getirdi. Yaklaşık 15 dakika geçti, bir daha gelen kimse olmadı. Kalktım, kasaya doğru gittim, sipariş vermek istediği söyleyip yerime geçtim. Bir erkek servis görevlisi geldi, peynirli roti ve çay istediği söyledim. Tamam dedi. Ardından menüyü getiren bayan geldi, çayı getirdi. ‘Yiyecek olarak da roti istiyorsunuz değil mi?’ dedi. ‘Evet, peynirli’ dedim. Menüden peynirli rotiyi işaret etti, ‘evet ondan istiyorum ama yanına patates kızartması istemiyorum, sadece roti olsun lütfen’ şeklinde siparişimi verdim. ‘Bu arada internet çalışmıyor, modemi tekrar başlatabilir misiniz?’ diye sordum. “No” dedi, arkasını döndü gitti. Son diyaloğumuzun üzerinden yaklaşık yarım saat geçti, roti yok. Kasaya doğru gittim. Siparişimi alan bayan ve kasiyer bayan sohbet ediyorlardı. “Roti siparişim vardı, yarım saat oldu gelmedi, yapılıyor mu acaba?” diye sordum. Servis görevlisi bayan, “Hayır yapılmıyor, roti sipariş etmediniz” dedi. Birşey demek istemedim, masama gittim çantamı aldım, çayın parasını ödemek için tekrar kasaya gittim. Sonra kendimi tutamayıp, “Bir kez de değil, önce beyefendiye sonra size peynirli roti siparişi verdim, tam iki kez aynı siparişi verdim, siz şu an vermediğimi söylüyorsunuz.” dedim. Kadın ise bana bakıp, sadece “roti sipariş etmediniz.” diyordu. İşte bunlar hep sabır 🙂

banyuwangi ijen

Trafikte, lokantada, otelde, yolda, herşeyin ötesinde, Endonezya seyahatim bana sabretmeyi öğretti diyebilirim.

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here