Bu yapıyı ilk olarak ne zaman ve nasıl duydum hatırlamıyorum. Ama bir şekilde seyahatim sırasında görmek istediğim yerlerden birisiydi. Haritadan yerine bakınca Borobudur’a yakın olmasına çok sevinmiştim. Nasılsa Borobudur’u ziyaret edecektim, sonrasında bu tatlı kiliseye de uğrayabilirdim. Neyin kafası emin değilim, ama adam gerçekten tavuk şeklinde kilise inşa etmiş. İşte benim gözümden, Devasa Tavuk Kilisesi.

tavuk-kilisesi-yol
Kiliseye giden yol, ormanın içinde geçiyor.

Bu kilise, yağmur ormanlarının içinde, hiçliğin ortasında. Gitmek için motosikletinizi veya aracınızı park edip, yaklaşık 15 dakika ormanın içinde yürüyorsunuz. Yollar biraz karışık, birkaç kez yanlış yola saptım, sağolsun yoldaki köylüler yardımcı oldu.

kiliseye-çıkan-yokuş
Yokuş mu çıkmak istersiniz? basamak mı?

Kiliseye doğru ilerlerken, bilet gişesini gördüm. Giriş için bilet almak gerekiyordu. Anladım ki bendeki bilgiler güncel değil. Zira içeri girmek için güvenliği ikna etmem gerekecek, hatta rüşvet vermek durumunda kalacağım diye düşünüyordum. Güvenlik adam ters günündeyse sizi içeri almayabiliyor diye yazıyorlardı, o yüzden endişeliydim. Buraya kadar gelmişken kiliseyi görmeden gitmek, benim için üzücü olurdu. Dolayısı ile gişeyi görmem ile sevinmem bir oldu. Biletimi aldım, biraz daha yürüdüm ve tüm haşmeti ile Devasa Tavuk Kilisesi karşımda duruyordu.

ilk-karsılaşma
İlk karşılaşma

Kırmızı gagasına, camdan gözlerine baktım, ne kadar tatlı bir kilisesin sen öyle dedim. Sevdim, kokladım.

İçeri girdiğimde terk edilmiş bir yapı beklerken, bakımlı bir iç mekan görüyorum. Açıkçası terk edilmiş halini görmeyi daha çok isterdim. Kilisenin yapım aşamalarını anlattıkları bir bölüm ilave etmişler. Yerleri kaplamışlar. Kendilerince bir düzenlemeye gitmişler, ve yapım süreçleri hala devam ediyor.

kilisenin içi

Sıra geldi, tavuğun tacına çıkmaya. Ağır ağır çıkıyorum merdivenleri. Önce boynunun arkasındaki pencerelerden kuyruğuna selam veriyorum.

kuyruk-kısmı
Kuyruk bölümü

Bir üst katta kafasının içindeyim, kırmızı gaganın içinden manzarayı izliyorum. ‘Being John Malkovich’ gibi birşey.

gagadan-manzara

Bir kat daha çıkıyorum, kilisenin zirvesi tavuğun tacı. Etrafa bakıyorum da, gerçekten hiçliğin ortası. ‘Neyin kafası?” diye soruyor insan. İndiğimde karşıda duran satıcıdan bir hindistan cevizi alıp, açıyorum. İçiyorum, kiliseye karşı.

tavuğun-tacı
Tavuğun tacından orman manzarası.

Hikayeye geçelim. Jakarta’da yaşayan Daniel Alamsjah bir gün, güvercin şeklinde bir ibadethane yapması yönünde ilahi bir mesaj alıyor.

‘Belki ben Hristiyanım diye insanlar bu ibadethanenin kilise olduğunu düşünüyor, ama ben bu ibadethaneyi tanrıya inanan herkes gelsin ve ibadet etsin diye yaptım.’ diyor.

1989 yılında, eşinin ailesini ziyaret ettikleri bir gün, gördüğü arazi yapısı ile rüyalarında gördüğünün aynı olduğunu fark ediyor. Daniel, o gün, orada ibadet ediyor. Ertesi gün yapmayı düşündüğü ibadethane için uygun yerin burası olduğundan emin bir şekilde araziden ayrılıyor.

devasa-tavuk-kilisesi
Tüm ihtişamı ile, Devasa Tavuk Klisesi.

Bu ibadethaneyi yapabilecek parası yoktu, ama inancı ve umudu vardı. İlk önce kilisenin bulunduğu araziyi satın alıyor. Ödemelerin tamamlanması dört yıl sürüyor. 1994 yılında inşaata başlanıyor.

2000 yılında, maddi yetersizlikler sebebiyle inşaat durduruluyor. Yıllar içinde bina terk edilmiş bir şekilde bekliyor. Ama bu süre zarfında birçok ziyaretçi kiliseyi görmeye geliyor.

tavuk-kilisesi
Kırmızı gagasına kurban

Bahsetmiştim, artık ziyaretçiler kiliseyi ziyaret etmek için bilet alıyorlar. Bu da kilisenin tamamlanması için maddi bir kaynak sağlıyor. Bir kaç yıl içinde Daniel’in hayali gerçekleşecek gibi duruyor. Darısı hepinizin hayallerinin başına 😉

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here