29 Temmuz sabahına yan taraftaki inşaattan gelen sesler ile uyanıyorum. Burada hayat saat 7’de başlıyor. İnsanlar güneş ışığından mümkün olduğunca çok faydalanıyorlar. Kamboçya’da çok inşaat var. Şöyle bir düşünüyorum, gittiğim 3 şehirde de kaldığım otellerin sağında solunda bir inşaat vardı.

Kampot merkez

Facebook grubunda bahsetmiştim. Yıllardır Instagramda takip ettiğim Rus bir çift, Kampot’a yerleşip bir vejeteryan lokanta açmışlardı. Kahvaltıya oraya gittim. Aylar sonra ilk kez kahvaltı gibi kahvaltı yaptım. Çayımı içtim, kahvemi içtim, öğleden sonra mekandan ayrıldım. Kampot’u pek beğenmedim. öyle sakin bir sayfiye yeri, Eylül’de Erdek de böyledir herhalde. Öyle koloniyel, böyle estetik dediler. Yok öyle birşey.

Little Things kampot

Kampot’un benim için sürprizi Cumartesi akşamı katıldığım ateş böceği turu oldu. Bu minik ışık saçan popoluları hep görmek isterdim. Bir sihir, bir büyü, bir hayal alemi gibiydi. İklim uygun olursa bunlardan Erdek’e de salmak isterim.

kampot3

Pazar günü şehri biraz daha geziyorum, ama dediğim gibi beğenmiyorum. Biriken yazılar var, onları yazıyorum. Bu arada hem gezip, hem yazmak çok zor. İnsan oturduğu yerden ‘ne kadar zor olabilir ki’ diye düşünüyor, ama lakin ki öyle de değildir.

Pazartesi sabah minivana binip ülkenin güneyindeki adalardan Kon Rong Sanloem’e gidiyorum. Birbirine çok yakın mesafede iki Koh Rong var. Büyük ada Koh Rong, ve küçük kardeş Koh Rong Sanloem. Koh Rong, hakkında Türk Adası diye yazılar okuduğunuz ada. Ben daha sakin olan Sanloem’i tercih ettim. Tropik ada dedin mi Robinson Crusoe diye bir hayat sürebileceğim tarzda bir tatil hayal ediyorum. Ama aynı zamanda yemeğimde karınca, odamda sivrisinek ve fare de istemiyorum.

Kon Rong Sanloem

Koh Rong Sanloem’i 3 hafta önce bir fırtına epey eskitmiş. Hala onun yaralarını sarmakla meşguller. Mesela gitmek istediğim koydaki iskele yıkıldığından tekneler yaklaşık 15 dakika yürüme mesafesinde bulunan başka bir iskeleye yanaşıyor.

İlk gece, teknede tanıştığım Kanadalı bir adamın sahip olduğu bir hostelda kalıyorum. Hostela gittiğimizde nerelisin diye soruyor. Türkiye deyince, ‘hoşgeldin, nasılsın?’ diyor. Bir şaşırsam da hemen ‘iyiyim sen nasılsın?’ diye soruyorum. Diyaloğumuz orada kesiliyor.

Türkiye ile bağını tam anlamadım, kardeşinin eşi mi Türkmüş, bir şeyler dedi. Hatta Türkiye’de otelleri var dedi, ismi Letoonia. ‘Fethiye de mi?’ diye sordum. Teyit etti. 7, 8 yaşında falandım, ailecek oraya gidip 1 hafta kalmıştık. Dünya küçük mü ne? Bir yarımadaya kurulmuş, çok güzel bir tesisti. ‘Üzgünüm ama biz burada aynı hizmeti sunamıyoruz’ dedi. Gülüştük.

Adaya geliş sebebim yakamoz görebilmek. Ateş böceklerinden sonra yakamozun da üzerini çizmek istiyordum. Akşam 10 gibi sahilde görebilceğim bilgisini aldım. Adada biraz gezindim. Karnımı doyurdum. Hava kararınca sahile doğru gittim. Ay çok parlaktı, sahili ziyadesiyle aydınlatıyordu. Öyle ki kumun üzerinde kendi gölgemi görüyordum. Göremediğim şey ise yakamozdu. Yolda, yerde pıtı pıtı yürüyen bu hermit yengeçleri ile karşılaştım. Çok tatlılar veletler.

hermit yengeci

Saat 11 gibi cibinliğimin içine girip yattım. Tam uyuyorum, ayağım kaşınmaya başlıyor. Tüm akşam sahilde onlarca sivrisinek tarafından ısırıldım, ‘o ısırıklar kaşınıyor herhalde’ diye düşünüyorum. Sonuçta cibinliğim içindeydim. sinekler ise dışarıda, beni ısırmalarının imkanı yoktu. Sonra kulağımın yanından geçen bir ‘bızzzzzz’ sesi ile kendime geliyorum. İçeride sivrisinek var. Telefonun ışığını açıyorum, bakınıyorum ama ortada sinek yok. 10 dakikalık araştırmam sonucunda kuytu köşede onu görüyorum. Öldürdüm. Nasıl girdin içeri vicdansız. Bu cibinlik benim içeride senin dışarıda olman için var. Tekrar yatıyorum. Tam dalıyorum ayağım yine kaşınmaya başlıyor. Birden fazla olsalar bir önceki sefer görmem gerekirdi. Neyse tekrar telefonun ışığını yakıyorum, doğruluyorum, hemen cibinliğin yanında konmuş bekliyor. Tişörtümle vuruyorum, o da ölüyor. Sert biz zemin olmadığı için cibinliğe konan sivrisineği öldürmek zor.

Gönül rahatlığı ile yatıyorum. Ayak bileğimin kaşınması ile tekrar uyanıyorum. Nasıl bir cibinlik?, nasıl bir gece? Telefonun ışığını açıyorum, bakınıyorum, bakınıyorum yok. Biraz yatayım, bir süre sonra tekrar kontrol ederim deyip, uzanıyorum. Facebook’ta ne var ne yok diye bakınırken hayvan gelip ekrana konuyor. ‘Curiosity killed the mosquito’ derler, ‘merak sivrisineği öldürdü’. Baş parmağım ile bastırıp onu da öldürüyorum. Ama bu hayvanlar nasıl içeri giriyor onu anlayamıyorum.

Gecenin bana son bir sürprizi daha var. Yine ayağımı kaşıyarak uyanıyorum. Hayattan bezdim, komple ranzayı yakacağım sonunda. Yine cibinliğin içinde elimde fener 10 dakika debeleniyorum, en sonunda bu sivrisineği de bulup öldürüyorum. Saat 2:30 olmuş. Sabaha kadar bir daha uyanmıyorum.

Sabah ilk iş kendime daha betonarme bir otelden oda tutuyorum. Oraya yerleşiyorum. Odada sivrisinek yok ama bir adet fare duvar üzerindeki çıkıntıda oda boyunca koşturup, aralıktan yan odaya giriyor.

Koh Rong snorkel

Otelden çıkıp biraz şnorkel ile yüzme niyetindeyim. İki alternatifim var, ilki sakin bir deniz olan limanın etrafı, ikincisi adanın diğer tarafı, ama orada kuvvetli akıntı varmış, gideceksem de çok açılmamamı tembihliyorlar. Önce daha renkli bir su altı yaşamının olduğu söylenen diğer tarafa doğru yürüyorum. Dalgalar kafam kadar, ve bir sahil yok, kayalardan inerek giriliyor. Kafa, göz kırmak için birebir. Su altı yaşamınız sizin olsun deyip bizim sahile doğru yürüyorum. Gerçekten burada da hiç balık yok. Yengeç kovalayıp, fotoğraflayıp, tekrar sahile çıkıyorum.

Biraz yazı yazıyorum. Öğleden sonra teknenin beni bıraktığı sahile gidiyorum. Bu sahil dolaylarında yerleşim yok. 1 kilometreden uzun sahil, yağışlı sezon olduğundan sahilde toplasan 8 kişi falan var. Keyifli keyifli turlarken değişik bir kuşun ileride bir dala konması dikkatimi çekiyor. İrice bir şey. Maalesef fotoğraf makinem yanımda değil. Geniş açılı GoPro ile kuş fotoğrafı çekmek de mümkün değil. Hızlı adımlarla ağaca doğru yaklaşıyorum. Derken ağacın üzerinden bir kuş daha uçuyor. Gagası çok uzun, kendisi siyah beyaz. Tatar gözlerim bunun bir boynuzgaga (hornbill) olabileceğini söylüyor, ama bu adalarda boynuzgaga olabilir mi? Daha önce bir kez Malezya’da Taman Negara’da görmüştüm. Mümkün olduğunca yaklaşıyorum ama yine de mesafemiz çok olduğundan net bir şekilde seçemiyorum. sonra kuş da uçuyor. Otele dönünce araştırıyorum. Gördüğüm kuş gerçekten boynuzgagaymış. Hemen fotoğraf makinemi alıp tekrar sahile gidiyorum ama bu sefer denk gelmiyoruz. İnternetten bulduğum bir fotoğrafı aşağıya bırakıyorum, Koh Rong’da çekilmiş. Gördüğüm boynuzgaga bundandı muhtemelen.

gagaboynuz-koh-rong

Hava karardıktan sonra sahile tekrar gidiyorum ama ay ışığı heryeri aydınlatıyor. Bugün de yakamoz yok bana.

2 Ağustos sabahı feribota binip Sihanoukville’e oradan da minivan ile Phnom Penh’e gidiyorum.

Koh rong ulaşım

3 Ağustos sabahı bir tuktuk ayarlayıp şehrin 14 km dışında bulunan ölüm tarlararına gidiyorum. Bir kez daha üzüntülere gark oluyorum.

Kamboçya’da bir köyde aşevi açıp, gelen yardımlar ile köy halkına ücretsiz yemek servis eden bir Türk var. Biz onu Ayn diye biliyoruz. Köy hemen ölüm tarlalarının karşısında. Benim orada olduğum gün Ayn şehir merkezindeymiş, oradaki öğretmenler yardımcı oldu, köyü gezdik. Gelen yardımlar ile birçok ev yapılmış, mutfakta yemekler pişiyor. Sizde çorbada tuzunuz olsun isterseniz, Ayn’ın sitesine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

aynsoupkitchen.com

Ayn'ın köyü
Ayn’ın köyü

Bu Phnom Penh çok sıkıcı şehir. Ölüm tarlalarını da gezdim ya, yapacak başka birşeyim kalmadı. Yine de buradan Hindistan Vizesine başvurayım, tenha olur diye düşünüyorum. Ama bir sürprizle karşılaşmamak için Cuma günü konsolosluğa gidip, ‘Türkler buradan vizeye başvurabiliyor mu?’ diye soruyorum. Başvurabiliyormuş 🙂 Ama başvurmak için Pazartesi gününü beklemem lazım, 3 iş günü sonrası da vizeyi teslim alacağım. Yaklaşık bir hafta daha Phnom Penh’deyim. Sonraki haftalık bültene yazacak birşeyim yok şimdiden uyarayım 🙂 orada pasta yedim, burada kahve içtim, günlerim böyle geçiyor.


Masraflar:

29.07.17-04.08.17 

Konaklama: 56 USD (198 TL)

Yiyecek/İçecek: 96 USD (340 TL)

Ulaşım: 48 USD (170 TL)

Giriş ücretleri: 11 USD (39 TL)

Diğer: 71 USD (251 TL)

Toplam: 282 USD (999 TL)


Fotoğraf kaynakları: Gagaboynuz

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here