9 Eylül sabahı saat 5’te Şiraz’a uçacağım. Saat 2 olunca lütfedip beni havaalanına kabul ediyorlar. Ülkeden çıkışımı yapıp, resmi olarak Hindistan topraklarından kendimi kurtarmış oluyorum. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Şarcah şehrinden aktarma yaparak, öğleden sonra Şiraz’a iniyorum.

Kapıda vize alacağımı düşünerek vize kuyruğuna giriyorum. Meğer bize hepten vizesizmiş, pasaporta mühür basıyorlar ve İran’a giriş yapıyorum.

Merkeze gitmek için tek seçenek taksiymiş. Para bozdurmak için havaalanındaki döviz bürosuna giriyorum. İnternette yazan kurdan %10 daha iyi bir kur söylüyor. Pek anlayamasam da 40 USD’lık Riyal alıyorum. Sırada en sevdiğim var, havaalanında taksi bulmak. Haritadan bakıyorum gitmek istediğim hostel 8 km. uzakta. İlk sorduğum taksici 10 USD istiyor. Sırıtıp yoluma devam ediyorum. Başka bir taksici 8 USD istiyor. Havaalanından çıkıp, şansımı dışarda denemek istiyorum. Bu arada kafamda bir meblağ yok ama 8 km. için 8 USD fazla geliyor. Dışarıya çıkar çıkmak bir taksi yanımda duruyor. Haritadan gitmek istediğim hostelı gösteriyorum, Taha Hostel. Adam tamam biliyorum diyor. Ne kadar diye sorduğumda 10 USD cevabını veriyor. Arkamı dönüp yoluma devam ediyorum. ‘Belki de 8 USD olması gereken ücret’ diye düşünürken taksici geri vitesle tekrar yanıma kadar geliyor. Cüzdanından 2 adet banknot çıkarıp gösteriyor. 100.000 Riyal ve 50.000 Riyal, toplamda yaklaşık 4 USD’a tekabül ediyor. Kafam hepten karışıyor. Yanlış mı hesaplıyorum diye kontrol ediyorum ama 4 USD. Neyse taksiye biniyorum.

kutsal türbe şiraz
Şiraz’da bulunan kutsal türbe

Giderken bir yandan da haritadan gittiğimiz yeri kontrol ediyorum, adam yanlış bir sapağa sapıyor. ‘Amca sen Taha hosteli biliyor musun?’ diye soruyorum. Olmayan İngilizcesiyle bildiğini söylüyor. Geldik deyip bir yerde duruyor, Talha Hotel. ‘Benimki Talha değil, Taha’ deyip haritadan gitmemiz gereken yeri gösteriyorum. 5 dakika daha gittikten sonra Taha Hostela geliyoruz. 150.000 Riyal (14 TL) veriyorum, şöför Talha ve Taha arasındaki mesafe sebebiyle 50.000 daha istiyor. ‘Hiç kusura bakma, ben sana haritadan gösterdim, senin hatan’ deyip iniyorum, tabi şoför dediklerimin hiçbirini anlamıyor.

Hostela giriyorum, 12 USD’lık hostel fiyatı yüksek geliyor, yine de hostel güzel olduğu için yerleşiyorum(sonradan öğreneceğiz ki İran’da konaklama pahalıymış). Pasaportumu resepsiyondaki kıza uzatıyorum, kız da pasaportu arka tarafta olan adama gösteriyor, aralarında birşeyler konuşuyorlar. Arka taraftaki adam bana bakıp sırıtıyor, ‘hoşgelmişsen’ diyor. Ali amca hostelın sahibi, bir Türkmen. Türkçe iletişim kurabiliyoruz. 4 gün boyunca beni Hansel’le Gratel’i besleyen cadı misali besliyor.

iran yemekleri

Hostela yerleştikten sonra yemek yiyebileceğim yer soruyorum. Yakınlarda bir kebapçı varmış, oraya yönlendiriyorlar. Aylar sonra ilk defa bu kadar güzel bir sofra görüyorum ve yemeğe gömülüyorum. Bir yandan mekanda canlı müzik var, geleneksel birşeyler çalıyorlar.

Para mevzuları kafamda daha oturmamıştı ki ikinci şok dalgası geldi, Tümen. Dolaşımdaki paralar Riyal, ama halk genelde konuşurken Tümeni kullanıyor. 10 Tümen, 1 Riyal yapıyor. Mesela lokantada menüyü açtınız, makarna 15.000 yazıyor. Para birimini sizin bilmeniz gerek, hem Riyal gibi, hem Tümen gibi düşünüp, hangisi mantıklıysa onda karar kılıyorsunuz. Neden böyle bilmiyorum ama aptalca birşey.

Şiraz’da gezilecek yerler arasında ilk sıralarda Persepolis de var. 10 Eylül’de hosteldan 3 kişi ile birlikte Pasargad, Nekropolis ve Persepolis turuna çıkacağız. Ancak öncelikle çok merak ettiğim Nasr el-Mülk Camii’ni ziyaret ediyorum. Sabah 7:30 gibi güneş ışınları caminin renkli camlarından içeriye süzülüp görsel bir şölen sunuyor. Beklentim çok yüksekti, Google’da çıkan fotoğraflarda ışık direkt karşıdan geliyordu. Güneş’in o camlara o açıda gelmesi mümkün değil gibi, acaba bir ışık kaynağı kullanarak mı çekilmiş o fotoğraflar diye düşünüyorum.

pembe cami şiraz iran
Pembe Cami olarak da bilinen Nasr el-Mülk Cami

Saat 9’da yola çıkıyoruz. İstikamet Pasargad, Ahameniş İmparatorluğunun başkentiymiş. Sene MÖ. 500-400, çok eski, daha Tonyukuk’un doğmasına 1000 yıl var, siz düşünün. Anadolu, günümüz Bulgaristan topraklarının doğusu o zamanlar bu arkadaşlarınmış. 200.000 Riyallik (18 TL) giriş parası hepimize çok geliyor, girmek istemiyoruz. Taksi şoförü halimize üzülüyor, ‘bilet kontrol eden kimse yok şu an, içeri girebilirsiniz’ deyince ben koştura koştura kapıya gidiyorum. Derken arkadan bir adam bilet diye bağırıyor. ‘Aaa bilet mi? nereden alacağım?’ diye soruyorum. Görevli adam bilet gişesini gösteriyor. Gidip tıış tıpış bilet alıyorum.

Girişte bulunan Kiros’un anıt mezarı dışında içeride görülecek birşey yok. Boşuna para verdim. Günümüz teknolojisi ile yapılan apartmanlar bile 50 senede eskiyor, kaç bin yıllık sütunlu yapılar mı ayakta kalacak? İlahi Samet!

Nekropoliste ise dağlara oyulmuş anıt mezarlar var. Bizim kaya mezarları gibi. Dışarıdan fotoğraflarını çekiyor, tekrar giriş parası vermemek adına içeri girmiyorum. Gruptan iki kişi içeri girince mecburen onları bekliyoruz. Kapı önünde turistik şeyler satılan dükkandaki adamlar Türk olduğumu öğrenince İbrahim Tatlıses’i soruyorlar. Nasıl, iyi mi? İyileşti mi? Şarkı söylüyor mu? Yes yes deyip geçiştiriyorum, hiç haz etmediğim bir insan. Derken adamlardan birisi kilit bir soru soruyor, ‘İbrahim Tatlıses’i kim vurdu?’ bilmiyorum ki. Size tavsiyem İran’a gelmeden evvel, İbrahim Tatlıses, Sibel Can ve Ebru Gündeş ile ilgili bilgilerinizi güncelleyin, yoksa benim gibi mahçup duruma düşersiniz.

persepolis iran
Persepolis

Son durak Persepolis. Daha derli toplu bir yer bekliyordum ama burasıda çok eskiymiş. Yıkık dökük, yine de haşmetini fark etmemek mümkün değil. Biraz turlayıp, fotoğraf çekip yorgun bir şekilde taksiye geri dönüyorum.

Toplamda yaklaşık 200 km. yol yaptıktan sonra akşam 8 gibi hostela dönüyoruz. Ali amca, ‘Samet gel bakalım’ deyip beni mutfağa çağırıyor. Bir tabakta yeşil mercimek var, ‘merci yaptık, ekmeğini doğra ye’ diyor. Bu akşam menüde merci varmış 🙂

vakil cami şiraz
Vakil Camii

11 Eylül sabahı ilk olarak kendime İrancell sim kartı alıyorum. Gün içinde açılır diyorlar. Başlıyorum şehri gezmeye. Kalenin etrafında turlayıp pazarın olduğu bölüme gidiyorum. Şehrin pazarı çok güzel. Dolanırken Vakil Camii’ni görüyorum. Şiraz’da ziyaret etmek istediğim diğer cami. 150.000 Riyal de oraya verip, içeri giriyorum. İran’da görüp görebileceğim en güzel cami.

vakil cami

Camiden çıkınca bir kafeye girerek kahve içiyorum. Bugün de akşam oldu.

12 Eylül günü Şiraz’dan ayrılarak merak ettiğim diğer bir şehir Yezd’e gidiyorum. Otogara gittiğimde sizin otobüsünüzün seferi iptal oldu diyen bir görevli ile karşılaşıyorum. 1 saat sonraki otobüse bilet alıyorum. O da yarım saat rötarlı kalkınca Yezd’e varmam akşamı buluyor. Kalacak yer bulma sürecim biraz zorlu oluyor. Yerin altındaki ahır gibi odalar için 15 USD talep ediyorlar. Sonra, göreli olarak güzel bir otel bulup yerleşiyorum.

yezd sokakları
Bambaşka bir hayat var, Yezd’in dar sokaklarında.

Ertesi gün şehri gezme zamanı, Yezd gezdiğim şehirler içinde gezilecek yerleri en dağınık olan bir şehir 🙂 Sessizlik kuleleri bir yanda, Dowlat Abad Bahçesi bir yanda taksi kullanmak şart oluyor. Jameh Camii’ni gezerken Şiraz’da aynı hostelda kaldığımız Alman çiftle denk geliyoruz. Ayaküstü sohbet edip ayrılıyoruz. Bir kaç saat sonra Amir Çakmak Meydanında tekrar karşılaşıyoruz. Şehir içinde görmek istediğim yerleri görmüştüm, “Sessizlik Kulelerine gidecekseniz, beraber gidelim, taksi parasını paylaşırız” teklifime olumlu cevap veriyorlar. Sessizlik Kuleleri bizim bildiğimiz dünyadan kopuk bir yer. Zerdüştler ölülerini bu kulelerin tepesine bırakıyorlarmış. Bölgede yaşayan yabani kuşlar cesetlerin etlerini yedikten sonra kulelerin ortalarında bulunan çukurlara da kemikler atılıyormuş. Yiyeceği bol bulan kuşlar o zamanlar ciddi bir nüfusa ulaşmış olacaklar ki, kulenin tepesine dizilen cesetler aynı gün içinde tüketiliyormuş.

sessizlik kuleleri
Sessizlik kulesi

Sessizlik Kulelerinde sonra kapıda bizi bekleyen taksiciye Dowlat Abad Bahçesine gitmek istediğimizi söylüyoruz. Bahçe bu değil mi? ne kadar pahalı olabilir diye düşünüyor insan. Giriş 200.000 Riyal, yaklaşık 18 TL. Neyse buraya kadar geldik girelim diyoruz ama içerisi birşeye benzemiyor afedersiniz. O paraya ben kaç paket sigara alırdım.

Bahçe ziyareti sonrası gençler ile İstanbul’da tekrar görüşmek üzere ayrılıyoruz.

yezd teras kafe
Yezd’de bulunan rüzgar yakalayıcılar

Akşam üstü bir teras kafesine giderek, şerbet söyleyip güneşi batırıyorum.

14 Eylül günü herkesin öve öve bitiremediği İsfahan’a yolculuk var. Otobüste çok tanıdık gelen bir kızla denk geliyorum. Selam veriyorum. O da bana, ‘ben seni nereden tanıyorum?’ diye soruyor. Birbirimizi tanıyoruz ama nereden bilmiyoruz. sonra yolda aklıma geliyor. Şiraz Pembe Caminin önünde caminin açılmasını beklerken benim dışımdaki 3 turistten birisi bu kızdı, Tayvanlıydı. Otobüsten inip taksiyle merkeze gidip otel arıyoruz. İran’da yaz tatilinin son haftasıymış, bütün İran muhtemelen kendini İsfahan’a atmış. ilk girdiğimiz otel 5 gün boyunca tamamen dolu olduğunu söylüyor, yol boyunca otellere yer sora sora gidiyoruz. Oteller ya pahalı, ya da ahırdan bozma. Senin adın da Mustafa, benimki de Mustafa der gibi ‘Sen de oda bakıyorsun, ben de bakıyorum, iki yataklı bir oda tutalım, doğru düzgün bir yerde kalalım” diyorum. “Ben odamda yanlız kalmak istiyorum” diye cevap veriyor. Yorgun olduğu için bana pahalı gelen bir otele yerleşiyor, ben ise yolun sonuna kadar yürümek istediğimi söylüyorum. Ayrılıyoruz. Sonuç hüsran, tekrar geri dönüp ben de aynı otele yerleşiyorum. 1.000.000 Riyal ile, BirCevelan’ın en pahalı odası oluyor bu oda. Ve çirkin bir oda, odada internet çekmiyor, tuvalet bile ortak.

şiraz köprü

Konaklama maliyetinden ötürü, mümkün olduğunca çabuk bir şekilde İsfahan’ı gezip, Kaşan’a yol alayım diye düşünüyorum. Bu düşünceme muhalefet olarak alt notalarımda soğuk algınlığı kendini hissettiriyor. Günlerden Cuma, süper zeka Samet, cuma namazına geldim deyip bütün camileri ücretsiz gezerim diye düşünüyor. Kahvaltıdan sonra Nakş-ı Cihan Meydanına gidiyorum. Cuma vakti gelene kadar, pazarda dolaşıyorum. Meydanın etrafında kurulu pazar çok güzel. Meydana nazır gezilecek 3 yapı var. Şeyh Lütfullah Camii, Ali Kapı Sarayı ve İmam Camii. Önce İmam Camii’ne gidiyorum, girişte kocaman ‘kapalı’ yazısı var. “Hehe ben Müselmanım, bana açık, cünüp turistlere kapalı” diye düşünüp içeri giriyorum. Cemaat görmeyi bekliyorum ama içeride kimse yok. Öyle içeride dolaşıyorum, sonra bir adam gelip ‘hayrola kardeş’ diyor. Cevabım belli, ‘cuma namazına geldim’. Adamın dediğine göre İran’da cuma namazlar tek bir camide kılınıyormuş. Burada cuma namazı yok ama istersen gezebilirsin diyor. Acele bir şekilde geziyorum, cuma vakti geçmeden Şeyh Lütfullah Camii’ne de gitmek niyetindeyim. Koştura koştura caminin önüne geliyorum, bilet gişesindeki adama hiç bakmadan direkt camiye giriyorum. Adam içeriden çıkıp arkamdan ‘ticket’ diye bağırıyor. Ona da ‘Namaza geldim’ diyorum. ‘Burada namaz kılınmıyor’ diye cevap veriyor. Şaşırmış gibi yapıp, ‘aa nerde kılınıyor ki?’ diye soruyorum. İmam Camiini tarif ediyor. ‘Çok sağol’ deyip, camiye gidiyormuş gibi yapıp, çarşıya sapıyor, çarşıyı gezmeye devam ediyorum.

Şeyh Lütfullah Camii
Şeyh Lütfullah Camii

Bulunduğum yerden uzakta bir kilise var. Madem camilere giremiyorum, bir de şansımı kilisede deneyeyim deyip oraya doğru yürümeye başlıyorum. Girişte adam ‘bilet alman gerek turist’ diyor. Cumaya geldiğimi söylüyorum. ‘Başımın üstünde yerin var genç, buyur içeri’ diyor. Şaka şaka, kilise kapalıydı, içine giremiyorum.

Yavaştan bir halsizlik, yorgunluk hissi bedenimi ele geçiriyor. Soğuk almışım. Bir kafeye oturup biraz yazı yazıyorum. Akşama doğru otele dönüp dinleniyorum. Canım ne otelden çıkmak istiyor, ne de yemek yemek. Ki kahvaltıdan sonra hiçbir şey yemedim. Saat 9 gibi gidip dilim pizza alıp, meyve suyu sıktırıyorum. Zorla yiyorum.


Masraflar:

09.09.17-15.09.17 

Konaklama: 4.400 kIRR (400 TL)

Yiyecek/İçecek: 2.404 kIRR (218 TL)

Ulaşım: 16.183 kIRR (1.471 TL)

Giriş ücretleri: 1.240 kIRR (113 TL)

Diğer: 1.173 kIRR (107 TL)

Toplam: 25.400 kIRR (2.309 TL)

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here