Ben Samet,

1985 yılında, Bursa’da doğdum.

Yıllar sonra, ilkokuldayken bir resim dersinde, 23 Nisan ile ilgili bir resim yapmamız istenmişti. Her bayram, eğlenen, bayrak sallayan insanlar yapmaktan sıkılmıştım, farklı birşey denemek istedim. Yaptığım resim tamamlandığında öğretmenin “Samet bu ne?” dedi. Kortejde Türk Bayraklı genç dinozorlar, yol kenarında 23 Nisan coşkusuna eşlik eden, yaşça daha büyük dinozorlar, hep birlikte müthiş bir sinerji yakalamışlardı. Akabinde öğretmenin annemi çağırdı, bir süre ne kadar tatlı bir öğrenci olduğumu konuştular. Konuşmadan sonra annem beni psikoloğa götürdü. Hala övünür canım annem 🙂 “Daha kimse psikolog diye birşey bilmezken, ben seni psikoloğa götürdüm, ne kadar modern anneyim” der. Psikolog benim ile bir süre başbaşa konuştuktan sonra ‘normal’ olduğuma kanaat getirdi.

Ancak yanılıyordu!

kurutmaOrtaokul yıllarımda içimde bazı duygular kıpırdanmaya başmamıştı. İngilizce öğrenmiştik. Kablolu yayında Discovery Channel yayın hayatına başlamıştı. Artık seyahat programı kaynaklarımız 7’den 77’ye ve TGRT’de yayınlanan Buram Buram Anadolu’dan ibaret değildi. Discovery Channel’ın şimdiki gibi kurgu programlar yayınlamak yerine, saf belgeseller yayınladığı dönemlerdi. İçlerinde bir tanesi vardı ki, biricik Lonely Planet. Justin Shapiro ve Ian Wright gibi üstad seyyahlar eşliğinde tüm dünyayı geziyorduk. Her bölümü defalarca izledim.

Gazetelerin verdiği ülkeler atlası tarzı kitaplar hiç kaçırmıyordum, hepsi için günlerde kupon biriktirirdik. Bu atlasların sayfalarını çevirdikçe, yeni bir yer görürdüm, içim kıpır kıpır olurdu, hayaller kurardım. Aborjinileri ve Ayers Kayasını, Amazonda yaşayan yerli kabileleri ve Iguazu Şelalesini yine bu sayfalar sayesinde tanıdım.

Lise dönemim boyunca hayaller kurmaya devam ettim. Ailem ile gittiğim tam pansiyon tatiller yerine, arkadaşlarımla gideceğim yurtdışı tatil programları hiç başarıya ulaşamadı.

Üniversiteye başladığımda yurtdışına çıkma fikrini daha ciddi ele almaya başlamıştım. İnternet kafeler her köşe başında mantar gibi türemişti. ‘Au pair’ ile ilgili araştırma yaparken, önce gönüllü çalışma kampları ile, sonra interrail ile tanıştım. İnterrail fikri beni benden almıştı, istediğim kez trene binerek, kısa sürede birçok şehir gezebilirdim. Çok çalışkan bir öğrenci olmadığımı söylemiş miydim? Her sene yaz okuluna kaldım. Son sınıftayken, eski dost Lonely Planet’in Western Europe kitabını satın aldım. Saatler boyunca okudum, gezi rotaları çizdim. Mezun olduktan sonra, işe girince ödemek koşuluyla Anneannem’den borç alıp, pasaportumu çıkarttım ve 22 günlük interrail biletimi aldım. 23 Nisan’da nasıl eğlenileceğini çok iyi bilen dinozorlar gibi şendim. 23 günde 22 şehir gezdim, hiç unutamayacağım 3 hafta geçirdim. Bir kez seyahat etmenin keyfine varınca, bir daha bırakamıyorsun.

Sonrasında sırasıyla Singapur, Malezya (2), Hindistan, Tayland (2), Karadağ (2), Sırbistan ve Ukrayna (3) gezilerim oldu.

Üniversite dönemlerinden beri Dünya turu düşüncesi benim bir parçam olmuştu. Mezuniyet sonrası işe girer, 3-4 yıl çalışır, para biriktirir ve tura çıkarım diye düşünüyordum. Atladığım iki nokta vardı; işe başladığında aldığın maaş kuş kadar olur, ve Türk Lirası diğer para birimlerine karşı istikrarlı bir şekilde değer kaybeder. İş hayatımın 6. yılında, mesleki tabir ile amortismanım doldu ve yola çıkıyorum.