Kamboçya’dayım. Kampot sokaklarında dolanırken bir turizm acentesinin camındaki ‘firefly’ yazısı dikkatimi çekti. Türkçesi ‘canımızdan çok sevdiğimiz ateş böceği’ demek.

Ben hiç ateş böceği görmedim, ama çok görmek istiyordum. İnternete girip araştırdım, evet dere boyunca bazı çalılarda ateş böceği oluyormuş. ‘Beklentinizi çok yüksek tutmayın, sayıları çok fazla değil’ diyorlardı. Olsun, şu aşamada nasıl birşey olduklarını görsem bile yeterli.

Aynı tur, nehirde romantik bir gün batımı da vaat ediyor, dönüşte de hava kararınca ateş böceklerinin olduğu bölgeye gidiyor.

kampot4
Beyaz kuşlar 🙂

Akşam üzeri 5’te tekneye bindik. Benim dışımda bir çift var, kaplan ile birlikte teknede 4 kişiyiz. Hayır kafam güzel değil, siz olsanız hangisine inanmayı tercih ederdiniz? Tamam kaptan.

Tur şirketi ücretsiz bir içki hakkı tanıyor, canım ne zamandır hindistan cevizi istiyordu, listede adını görünce direkt hindistan cevizini seçtim. Elimde kocaman hindistan cevizim ve pipetim ile tekneye bindim. Biner binmez hepsini içtim. Ben ettim, siz etmeyin, dönüşte için. 2,5 saat boyunca o tekneyi terk edemiyorsunuz, sonra dönüş yolu zulüm oluyor.

kampot5

Dere boyunca akıntı yönüne ters 1 saat ilerledik. Heryer yemyeşil, çok bakir. Bir bulut kümesi Güneşin batacağı yere konumlanınca kızıllı morlu bir gün batımı göremedik.

Hava kararmaya başlayınca aklıma direkt Yesari Asım Ersoy’un ölümsüz eseri ‘Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık’ geldi. Çok severim. Kendi kendime yol boyunca mırıldandım. Zamanında ecdadın Göksu Deresinde, Kağıthane Deresinde yaptığı sandal sefaları geldi yer yer gözümün önüne. “Şu sazlığın arkasında her akşam Topal Şükrü Efendiler toplanırdı, birkaç kez bende teşrif etmiştim, nasılda güzel meşk ederler”.

kampot3

Teknedeki çiftten de bir ‘Aheste çek kürekleri, mehtap uyanmasın’ düeti bekledim ama okumadılar.

kampot2

Böyle 1,5 saat gittik, hava iyice karardı. Arada geçen ışıklı parti botları ortamın huzurunu kısa süreliğine de olsa bozmaya yetiyordu. Bizim teknede hiç ışık yoktu, zifiri karanlıkta gidiyorduk. Derken sol tarafta bir sazlığa saptık, kıyıya doğru gittik orada durduk. Ağaçların üzerinde cılız ışıklar yanıyor, görebiliyordum. Ama bildiğin yanıp sönen led ışık gibi. Ben bir huylandım. Flaşlı fotoğraf çekeyim, led ise kablolar çıkar dedim, çıkardım makineyi. Ortam zifiri karanlık, makine fotoğraf çekmiyor. Bu süre zarfında kaptan bizi ışıklı çalıya iyice yaklaştırmış. Ayağa kalmamla birlikte, yanan bir ışık ile aramda 20 cm kaldı, sonra ışık uçmaya başladı. O zaman ikna oldum. Çok anlatabileceğim bir şey değil, tek kelime ile büyüleyici. Çalıda yaklaşık 10 tane böcek vardı. Çok yakından inceleme fırsatı da buldum. Hatta kaptan bir ara yanıma geldi, elini uzattı, bende uzattım, sonra avucuma bir ateş böceği koydu. Zaten topu topu 10 tane var, onları da böyle hiç edecek saflar.

kampot1

Doğa küçük sürprizlerle dolu, yarın Koh Rong Sanloem Adasına gideceğim. Okuduğum kadarıyla orada da yakamoz çok oluyormuş. Yarın akşam onun da üzerini çizeriz belki 😉

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here